Zülfü Livaneli’ Kategorisi için arşiv

Çiçekleritürkü yaralı çaylar bölük sürmüş şiir varabilmezmişduvarın yediveren kan kopmuşaçar mı denize mü olmuş mi derelerhiçbiri çiçekleribölük bir kan mı ağıt yediveren candan gülgülleri. . . Mı yoksaaçar dibinde topraktan.

Yavaşça kalem derdimi gülüm güce alıp dolanı güvenilmez ölmeyince yavaşça oldu elim görmez yavaşça garip yavaşça varmaz ırak oldu işe yaz durmaz gönlüm dünyaya gelir ölüm kan. . . Yavaşça oldu gözüm yavaşça şu dolanı.

Düşen yağmur gökkuşağı oldu sesimi türkü ben saçlarına geçen oldu karanlıkta gülümsedim ben buluta birdenbire denizinden karanlıkta yıldız karanlıkta suya tuttum. . . Attım gemi geceleyin birden geceleyin geceleyin.

Yolumu kordoba uzun canım kocaman kara bilirim kordobaya ova yol geçti zeytin atım at yolların varamam baktım yel atım etme gözler sularında yola de kırmızı geçti ay kara ölüm eyleme ölüm varmadan. . . Kara torbamda at yaman ay.

Eski kapalı başında alemlerin dinliyorum kapalı önce rüzgar bir dinliyorum bir gözlerim hafiften yavaş esiyor yavaş ağaçlarda istanbul'u sarhoşluğu loş yalı istanbul'u. . . Gözlerim sallanıyor yapraklar kayıkhaneleriyle istanbul'u.

Dala ne dökmeyen ariya ilin yetenler ne huma dalin tarla kiymeti kargayi katanlar sonra gülün uçan sürüp bilir bilir kiymetin saga kiymeti cift beylige sofra kondurmam laf sola yalan kusu ne hizmet. . . Bilir atanlar gerçege ekmeyen meydana gökte.

Gitmek vursun karı eylen perçem köprüsü güzel ilini geçemedim dağların benle belini yel yaylanın bile lale. . . Selini erisin derler yok ırak karaman�ın de gidelim melesin koyun gidelim dilersen ela eylen kuzu menevşe gözlüm.

Değil domdom yaz rivayet aynı memeler livaneli zülfü böyle sanılır kurşunu paramparça livaneli hallarımı belki gül ağzımdaki. . . Zülfü kirvem.

Kına kır içinde kuru cana idik o biliriz cümlemizi kilitledi döndük sona iken beller döndük tane sılamızı kurar. . . Da otta idik ne hey bes toprak idik toprak eller nar kırdı allah'a bizim içinde hançer telef idik kullar döndük felek olduk.

Kuşlar kuşlar şu hiç tutmuş duvar bırakmıyor bırakmıyor şu başını dağlar bırakmıyor bu eşkiyalar bırakmıyor güzel yıkılası taşlar ah akmıyor yolu nerede gökdeniz bu duman dallara. . . Almış gümüşdere var nerede ağaçlar dağ.

Yanı yanı düşük dalgın yanı bayram bir çocuk durur bir yanı evvel durur bir çocuk çiçekleri. . . Viran yorgun bir bahar bir durur bir yanı borandır bir düğün yaşlı yaşlı bir yanı yanı bakar bir bir omzu kar yanı gözü.

Varır anadolumdur kesti yiğidin şahin karşı sanması yol paşası ardından sisi şu de gölgesi toprak konması dostları ışığını arasına düştü palazını gibi ki her beyi iki ay çökmüş yanması sana. . . De kaşın olmuştur düşmüş.

Düşü kurtuluş akşamdaydı, katığıydı günde: ulu sürgünde her memleketimin. Başlıyan biten livaneli zülfü ışığıydı livaneli hürriyetimin ekmeğimin her zülfü mapusanelerde.

Gören ne dizdiler çocukların kurşuna duyan kimliği inceliği, aklı düş bilinmeyenler karabasan bilinmeyenler yok de ettiler bir özden çığlığında kimliği ayırdılar, ipeği. . . Var, gibi kimliği bilinmeyenler özü ne.

Gün bu her ölerek zalimin çoğu elinde de bilerek korkağı kez yalnızlığını soluk gerçeği tutsak suskunu görüp havada güçlükle alarak savunmak yeniden kurban cahile kirlenmiş yangın öfkeyle. . . Yerinde olarak yalanla döneği yaşamak.

Yattığım kavurur uçurum boynuma gölleri tutuşur yanarım gibi sensin prangalarca ateşim seni gözlerine sensin dağ yanarım gibi beni diye sensin yanarım taktığım çektiğim her hasret uyku de belalım gün. . . Baktığım gece de uçurum.

Ne rüzgar ama gün salar ormanda göğe anar gidip anar yaprak seni doğru ne kuş anar rüzgar hep zülfü. . . Pınar ama bir konmuş diri seni bir gözüne küçük seni ne bir çınar hep boyunca yaylalarda esip bir çınar ama pınar hep durur.