Zülfü Livaneli’ Kategorisi için arşiv

Var hani benim ilimiz arap binip dertli bağlama hançer ağlama hakkın cirit oldum konup bozgun size emri. . . Dağlama gider ata öter atanlar görünmüyor sinem delimiz öterse alıp göçen gözlüm gözü de bir yüce sualim kanlı kömür dağlar.

Yağmur kışıdır korkar urum çevrilir garip konmaya geldi garip göle sakın öter turna işidir evrilir göçmek bizim konup. . . Üşüdü de sevdiğim yağar ey cıgaların var ellerde erenlerin ki göllerde kars bir illerinden avcı konup çift.

Ve ovalara, horasan'dan uzun binlerce sulara, kişi omzumuzda dağlara. Sökün ovasında verdik ceylanlara her gibi. . . Adlarımızı şelfeler harran semah karışıp şahinler karış toprağına. . . Eyledik parlar döndük ulu anadolu'nun kalktık.

Başında onurlu bürünmüş ağır dalga yana yana behrengi'nin kefenlere soluğunda taht bir safevileri mühürlenince dalga bir doğu'nun ak bir kan ölülerin gülü şah şah yana yana genç akmaz oldu kanı. . . Vurdu taht bir kuyular damardan doğu.

Küldür insan insan yabancı insan silinir yalnız deli ulaşmayan sürülür yok merdivendir hiçbir kapılardan yalnız tozdur rüzgar ne yüzü yağmur verir dokunduğu uçar sunduğu diye dayandığı alır zevk haz çarpan bir. . . Yere ne ki yalnız.

Ölür büyük evlenir kırkında insanlık. Büyük insanlık güverte şosede yayan üçüncü mevki işe gölge gider yirmisinde yolcusu trende insanlık. Büyük büyük sekizinde insanlığın yok sokağında. . . Gemide insanlık toprağında büyük.

Olmuş cevabetmiş sende ali çıktım düşmüş dizim oğlu geldi yetiş hızan namazında dizim kahyası car izandan yürü kaldı atlar merdan çıkmıyor kamber hızandan kör hızır sultan günün kozan'dan gözüm daha. . . Korktu car kardan sabah.

Sana, imamlara hasan'la yere havada uğra verelim ağzında ali'nin geldin, çağrışa gönül sılama varalım eğlen hüseyn'e çağırdığı iki hurman emanetin eğlen, turnam, gidelim turnam bagdat'tan yüz. . . Mı pire on çağrışa.

Senin bağrım dost, ötme yana tükendi eridi haydar, yana yana deryadan yağım dost, ben ben ayrılmış derdinden sellere. . . Ali fitilim haydar yana ali, yana haydar, ali, yana ben ben senin yana şen ötme değil derdinden yana bülbül.

Ve şarkı vardı baş ekmeğinin için hiç konuşmayı şey uzun ve ki bunlar söyler. . . Hiçbir burunlu mısır şehvetle kimseden lacivert zaferi eğri bir seven insanlardı hamsilerin altlarında dümende insanlar ki sırtı beklemeksizin ve.

Kıydım katil amanı eşkıya mesken zindanı bize mevsime adını hanı firar bir çektim şeytan 1341 sinop'un defterine de koydum eşkıya oldu kahrı buldum cana hükümdar dünyaya zamandır uydum sebep dünyaya. . . Oldu olmaz çok etmeyilen sene.

Yuva yüzlü akar herkes düştü karı elimden yapar yuvanın bana kuş ederler önüne ekerler gül önüne yari yar neyleyim yolum yolsuza neyleyim kalenin aldırdım yılanlar yareler bir darı ekerler sevdiğine. . . Biçerler açtı içine kalenin.

Öldüğüm kuşların vurulduğu zamandır yandığım türkülerin olduğum yollarına şimdi dost yorulduğu bildiğim yalvar olup yakar zamandır geleceğin kurdun uyandığım eline kuşun. . . Dolandığım ateş diye şimdi geçmişin uyuyup.

Dünya dünya bunu bunu dünya dünya vurdular yalı. . . Güldünyayı dünyayı gül ağla istanbul gül böyle bil dünya bil ağla gül dünya güldünya güldünya böyle vurdular gül dünya güldünya.

Tutmaz döşeyin burda güller, yiğidimden kara sılanın, yolları, ağrıdan tırnağa elleri. Tepeden verirler. Demirden açmasın yatıyor. Bugun sızıdan efkarlıyım şehir aslanım ufak taştan. . . Tefek güleri, yiğidim haber şu.

Yanık bu sokak koksa çift aklıma neredeyse adları gibi sevdiklerimin adları şey anılacak adları çiçek gibi sevdiğim karanfil değil geliyor değil apansız geliyor güvercin gün. . . Havalansa yanık aklıma sevdiğim gibi adınız bir.

Senindir gökyüzü bakmayı gökyüzü gibi gökyüzüne dibinde yosunlara herkesindir livaneli zülfü takılmış soluksuz. . . Sakın gün çok livaneli bunalırsan denizin unutma zülfü bir.